ÜROLOJİ

 

Üroloji, erkek ve kadının idrar yolu hastalıklarının (böbrek, üreter, mesane, prostat, üretra) ve erkeğin cinsel ve fertilite (çocuk sahibi olma) hastalıklarını (testis, penis; kısırlık veya cinsel sorunlar) idrar kaçırma hastalıkları ve tedavisini inceleyen ve  tedavi eden bilim dalıdır.
Üroloji hastalıkları gruplarına ait tüm tetkik ve tedavi işlemlerini için deneyimli ve Uzman kadrosu ile hizmet vermektedir.
Ürolojik hastalıkların tedavisi doktorun bilgi ve biriminin yanında girişimsel işlemlerde yeni ve inovatif teknoloji kullanımını gerektirir. Hastanemizde teknoloji ve tecrübe gerektiren minimal invaziv ürolojik cerrahiler endoskopik ve laparoskopik olarak gerçekleştirilmektedir. Prostat ve taş hastalıklarının endoskopik (vücudun doğal boşluklarını kullanarak yapılan işlemler) tedavisi holmium lazer ve plazmakinetik kullanılarak yapılmaktadır. Varikosel cerrahisi gene dünyadaki altın standart olan mikrocerrahi kullanılarak yapılmaktadır. Kanser ameliyatları hastalığa bağlı olarak laparoskopik ve endoskopik olarak gerçekleştirilmektedir. Erkek cinsel problemleri (sertleşme, erken boşalma)  için gereken bütün tanı (hormon tahlilleri, penil Doppler) ve tedavi (ilaç tedavisi, şok dalga tedavisi, enjeksiyon ve ameliyat ile penil protez) yöntemleri kullanılmaktadır.

Üroloji Konuları

 

-İdrar Kaçırma Tedavisi
-Böbrek ve İdrar Yolu Hastalıkları
-Mesane (İdrar Kesesi) Hastalıkları
-Prostat Hastalıkları
-Penis ve Testislerin Hastalıkları
-Erkeklerde Zührevi Hastalıklar
-Çocuk Ürolojisi
-Jinekolojik Üroloji
-Endoskopik Üroloji
-İmpotans (İktidarsızlık)
-Erkeklerde İnfertilite (Kısırlık)
-Sistoskopi
-Üreteroskopi

Üroloji Hangi Hastalıklara Bakar? Üroloji Hastalıkları Nelerdir?

 

Üroloji bölümü, boşaltım ve erkek üreme sisteminde oluşan tüm hastalıklarla ilgilenir. Üroloji polikliniğinde en sık karşılaşılan hastalıklar şunlardır:

  • Böbrek ve Üreter (İdrar yolu) Taşı:

 

 Böbrek ve üreter taşları, idrarda bulunan kalsiyum oksalat ya da kalsiyum fosfat gibi maddelerin birikmesi sonucunda meydana gelen köşeleri sivri oluşumlardır. Az su içmek, genetik yatkınlık, kronik idrar yolu enfeksiyonları ve bazı hastalıklar böbrek ve üreter taşı oluşumuna zemin hazırlar. Çoğu zaman belirti vermeden iyileşse de idrar borularını tıkanmaya sebep olursa kanama ve şiddetli ağrılara sebep olabilir.

  • Sistit (İdrar Yolu Enfeksiyonu):

 

Üretranın kısa olması sebebiyle daha çok kadınlarda görülen idrar yolu enfeksiyonlarının en belirgin özelliği, idrar yaparken yanma olmasıdır. Ateş, bulantı, cinsel ilişki sırasında ağrı, sık sık idrara çıkma, bulanık ve kötü kokulu idrar diğer belirtiler arasındadır. Enfeksiyon tedavi edilmediğinde böbreklere kadar yayılma gösterebileceği için kısa süre içerisinde tedavi edilmelidir. Tedavi için reçete edilen antibiyotikleri yarım bırakmak, antibiyotik direncine sebep olacağı için doktorun tavsiye ettiği süre ve dozda kullanmak önemlidir.

  • İdrar Kaçırma (Üriner İnkontinans):

 

İdrarı tutamama durumudur. İdrar torbasında bulunan kasların gevşemesi ya da kontrolsüzce kasılması sonucunda meydana gelir. Zaman zaman olması normal kabul edilebilir. Ancak süreklilik kazanmışsa tedavi edilmesi gerekir.

  • Erkeklerde Kısırlık:

 

 Düzenli aralıklarla herhangi bir korunma yöntemi kullanmadan en az 1 ya da 2 yıl cinsel ilişkiye girilmesine rağmen çocuk sahibi olamamak, kısırlık olarak kabul edilir. Testislere alınan darbeler, tümörlerin penis kanalını tıkaması ve inmemiş testis gibi hastalıklara ek olarak daha başka birçok etmen erkeklerde kısırlığa yol açabilir. Eğer sebep hormonal ise hormon tedavisi genellikle olumlu sonuçlar verir.

  • Üreme ve Boşaltım Sistemi Kanserleri: 

 

Prostat, mesane (idrar torbası) ve testis kanseri gibi erkek üreme ya da boşaltım sisteminde görülen kanserlerin cerrahi tedavileri üroloji bölümünde yapılır. Cerrahi tedaviden sonra gerekli görülürse kemoterapi ve radyoterapi yapılabilir. Ağrılı idrar yapma , idrarda kan görülmesi ve ani kilo kaybı  gibi belirtilere ek olarak tümörün bulunduğu bölgeye özel belirtiler de ortaya çıkabilir.

  • İktidarsızlık:

 

Tıp dilinde erektil disfonksiyon adıyla da bilinir. Penisin yeterince sertleşememesi sorunudur. Psikolojik ya da fizyolojik sorunlardan kaynaklanabilir. Çoğunlukla ileri yaş, aşırı sigara ve alkol tüketimi, yoğun stres, diyabet gibi kronik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar ve depresyon kaynaklı olarak görülür. Altta yatan sebebe yönelik tedavi uygulanır.

  • İnmemiş Testis:

 

 Anne karnındaki bebeklerin testisleri 32. haftadan sonra scrotum adı verilen torbaların içine iner. Ancak bazı bebeklerde testisler inmez ve karın içi bölgede kalır. Doğum sonrasında fark edilen bu durum düzelmezse, bebek 12 – 18 aylık olduğunda ameliyat ile tedavi edilir. Tedavi edilmediği durumlarda kısırlığa sebep olmaktadır.

  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar:

 

 Bel soğukluğu, sifiliz, AIDS, genital siğil ve uçuk gibi hastalıklar bakteri ya da virüs kaynaklı olabilmektedir. Cinsel ilişki sırasında vücut sıvıları ile, kan nakli ile ya da ortak iğne kullanımıyla bulaşma olabilir. Bu hastalıkların bulaşması basit korunma yöntemleriyle engellenebilir. Penisten gelen kötü kokulu ve sarı akıntı olması, idrar yaparken oluşan yanma, cinsel organlarda ağrı ve kabarcıklar sık görülen belirtiler arasındadır. Hasta ve cinsel partneri birlikte tedavi olmalıdır.

  • Böbrek Yetmezliği: 

 

Böbrekler kanı süzerek zararlı maddeleri ve toksinleri vücuttan atar. Süzme işlemi sonrasında atıklar idrar yoluyla dışarı atılır. Böbrek yetmezliği durumunda böbrekler süzme işlevlerini tam olarak yerine getiremedikleri için kanda biriken toksinler hayati tehlikeye sebep olur. Solunum yetmezliği, bulantı, yorgunluk ve göğüs ağrısı gibi ciddi belirtileri vardır. Hastaların hayatlarına devam edebilmesi için diyaliz ya da böbrek nakli gereklidir.

  • Prostat Bezi Büyümesi:

 

 Prostat, üretranın iki yanında bulunan ve spermlere hareket etme özelliği veren sıvıyı üreten bezdir. Bu bezde çoğunlukla ileri yaşa bağlı olarak büyüme görülebilir. Büyüyen prostat, ortada bulunan üretrayı sıkıştırır. Buna bağlı olarak damla damla idrar yapma ve idrar torbasını tam olarak boşaltamama sorunları oluşur. Tedavisi cerrahi olarak ya da ilaçla yapılır.

Üroloji hastalıkları genellikle ileri yaşlarda oluşur. Ancak çocukluk çağında da görülebilecekleri için bu alanda çalışan uzmanlar, çocuk ürolojisi konusunda da bilgi sahibi olmalılardır.

Erken boşalma, cinsel ilişki sırasında ağrı, mesane sarkması ve üretra darlığı gibi hastalıklar da üroloji bölümünün ilgi alanına girmektedir.

Ürolojik Kanserler

 

Prostat Kanseri;

Prostat kanseri genelde 50 yaş sonrası erkeklerin hastalığıdır. Kendilerinde prostat kanseri teşhisi konulan erkeklerin %90 dan fazlası, teşhis konulurken 60 yaşından daha yaşlıdırlar. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla ülkemizde de prostat kanserinin sıklığı gitgide artmaktadır. Yaşları 70 üzerinde olan erkeklerin %30 unda gizli prostat kanseri mevcuttur. Bu tümörlerin sadece bir bölümü herhangi bir zamanda daha hızlı büyümeye başlarlar ve tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalığa dönüşür.

Prostat Kanseri Oluşumunda Nedenler ve Risk Faktörleri
Hastalığın sebepleri şu ana kadar kesin olarak ortaya konulamamıştır. Ancak prostat kanserinde ortaya konulan 3 tane kesin risk faktörü vardır;

  • Yaş (yaş ilerledikçe görülme riski artar),
  • Genetik (ailesinde, özellikle birinci derece akrabasında prostat kanseri olanlarda risk daha yüksektir),
  • Irk (Amerika’daki siyah ırkta oldukça yüksektir).

Avrupa`da ve Kuzey Amerika`da bu hastalık nispeten sık görülmektedir, Doğu Asya`da ise az sıklıkta rastlanmaktadır. Bu nedenle, yaşam tarzı ve hayat şartları hastalanma riskine etki edebilir olarak düşünülmektedir. Bol yağlı ve az fibrinli beslenme muhtemelen prostat kanserinin oluşmasını kolaylaştırmaktadır.

Ağır metal Kadmiyum maddesinin bulunduğu iş yerlerinde, örneğin lastik endüstrisinde çalışan erkeklerde, anlaşılan daha yüksek bir risk mevcut olabilir.

Prostat kanseri hastalarının yakın akrabaları, toplumun diğer kesimlerine kıyasla bu hastalığa daha sık yakalanmaktadır. Buna göre genetik faktörler ve irsi bir yatkınlık, anlaşılan önemli bir rol oynamaktalar.

Erkek cinsel hormonu olan ve testislerden (yumurtalardan) salgılanan Testosteron, prostatın fonksiyonu için gereklidir. Ama prostat kanseri hücrelerinin büyümesine de yardım etmektedir. Testislerin yeterli fonksiyonu olmadan prostat kanseri oluşmamaktadır.

Fakat toplam olarak oluşma sebepleri ve risk faktörleri hususunda henüz pek az sayıda kesinleşmiş veriler mevcuttur. Bunlardan çıkarılacak neticelerden henüz kesin bir ön tedbir alma imkanı da mevcut değildir.

Prostat Kanserinin Klinik Belirtileri

 

Çok sayıda kanser türlerinde olduğu gibi, prostat kanserinin de tipik erken belirtileri yoktur. Prostat kanserinin başlangıç aşamasında hasta ilk önce herhangi bir şey fark etmez. Bu hastalık ancak nispeten geç bir zamanda rahatsızlıklara yol açar. İdrar yaparken zorluklar ve idrar torbasını boşaltmada rahatsızlıklar gibi, prostatın habis olmayan iyi cins büyümesi (prostat hipertrofisi) hallerinde sık sık rastlanan belirtiler, kanserde ancak ilerlemiş dönemde ortaya çıkar ve hastanın hastalıktan tamamen kurtulma olanağı mümkün olmayabilir. Habis tümör sıklıkla prostat bezin dış kesimlerinde oluşur ve ancak tümör oldukça büyüdükten sonra idrar borusunu daraltarak belirtilere yol açar.

Bölgesel ağrılar, ve de idrara veya meniye kan karışması halleri de, ilerlemiş safhada tespit edilebilirler. Bu belirtiler, genellikle tümörün artık prostatın yanındaki diğer dokulara sıçradığının belirtisidir.

Siyatik ağrıları ve kemik ağrıları kalça kemiklerinde, bel kemiğinin alt kesimlerinde veya iskeletin diğer kesimlerinde oluşan kardeş tümörlerden (metastaz) kaynaklanabilir. Çünkü ilerlemiş safhadaki prostat kanserlerinin %60 kadarı kemiklerde metastaz oluşturur. Bunlar bazı hallerde tümörün sebep olduğu ilk ağrılardır.

Prostat Bezi Nedir ? Ne İşe Yarar? 

 

Prostat erkeklerde idrar kesesinin hemen çıkışında idrar kanalını saran salgı bezidir. Prostat bezinin görevi alkali yapıda olan sütümsü nitelikte beyaz renkli bir salgı yapmasıdır. Bu salgı meninin yaklaşık %30’unu oluşturur. Alkali nitelikte olan bu salgı vajinal ortamın asidik ortamını nötralize eder ve spermlerin daha uzun süreli kalmasını sağlar.

 

Prostatın İyi Huylu Büyümesi (BPH) Nedir?

 

İyi huylu prostat  büyümesi (BPH) 40 yaşın öncesinde çok nadiren kişide sıkıntıya neden olur. Ancak 60’lı yaşlarda erkeklerin yarısından fazlasında, 70’li yaşlarda ise %90’ında BPH nedeniyle belirtiler kişilerin günlük yaşamını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

İdrar kanalını saran prostat bezindeki bu büyüme idrar kanalına baskı yaparak idrar kanalında tıkanmaya ve idrarın rahat atılamamasına neden olmaktadır. Bu nedenle zamanla mesane kasında zorlanmaya bağlı olarak kalınlaşma ve hassaslaşma, en ufak bir uyarıda aşırı hisle tepki verme, başlamaktadır. Bu da mesanede bir miktar idrar birikse bile işeme hissi ile kendisini göstermeye başlar. Zamanla mesane kası yorulur, güçsüzleşir ve idrarın tam olarak boşaltılamaması ile idrar kesesinde (mesanede) idrar kalmaya başlar.

İyi Huylu Prostat Büyümesi (BPH) Neden Oluşur?

 

Zamanımızda BPH oluşum mekanizması halen net olarak anlaşılmış değildir. Bu da risk faktörlerinin tam anlamıyla ne olduğunun anlaşılamaması demektir. Zamanımızda bildiğimiz en önemli bilgi: BPH yaşlı erkeklerde meydana gelir, ergenlikten önce bir nedenle testisleri (yumurtaları) alınmak zorunda kalmış erkeklerde ise BPH gelişmez. Bu nedenle bazı araştırmacılar yaş ve testis fonksiyonu ile ilgili faktörlerin BPH gelişiminde rol oynadığını düşünmektedir.

İyi Huylu Prostat Büyümesi (BPH) Belirtileri Nelerdir?

 

Kişinin sosyal yaşantısını etkileyen sorunlar arasında gece boyunca idrara çıkmak için uykudan kalkmak ve gündüz sık sık idrar yapma gereksinimi sayılabilir. Özellikle bu iki sorun kişinin sosyal yaşantısında uykusuz kalma, yorgunluk, gitmek istediği yerde tuvalet arayışı gibi sorunlara neden olmaktadır. Ayrıca, idrar akışındaki güç ve hız eskiye göre azalmış ve yavaşlamış olabilir. İdrar yapmaya başlamada bekleme, zorlanma olabildiği gibi, idrarın belli başlı kısmı aktıktan sonra hala idrar sonrasında hala damla damla idrar gelebilir. Bunun yanında kişi idrar yaptıktan sonra idrar kesesinin tamamen boşalmamış olduğu hissine kapılabilir.

Prostat büyümesi genellikle iyi huylu bir tümör olarak büyüme şeklindedir. Bu nedenle kişiler genellikle işeme ile ilgili sorunlarla karşılaşınca bir doktora başvurmaktadır. Belirtilerin meydana gelmesi iyi huylu prostat büyümesinde sosyal yaşamı etkileme dışında önemli bir sağlık sorununa yol açmayabilir. Ancak derecelendirilen şikayetler hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırılır. Prostat muayenesi, kan testleri ve gerektiğinde yapılan prostat iğne biyopsisi ile iyi huylu olduğu düşünülen prostat büyümesinde, şikayetlerin derecesine göre hastaların takibi, ilaçla ya da cerrahi ile tedavisine karar verilmektedir.

Özetle Prostatın İyi Huylu Değerlendirmesinde Uygulanan Teşhis Yöntemleri;

 

  • Parmakla prostat muayenesi,
  • Serumda PSA (total ve serbest PSA), kreatinin düzeyleri,
  • Ultrasonografi,
  • Prostat biyopsisi (gerektiğinde),
  • İdrar akım hızı ölçümü uroflowmetri,
  • Sistoskopi (gerektiğinde).

Tedavi Seçenekleri Nelerdir ?

 

BPH tedavisinde ilk basamak mutlaka medikal tedavi olmalıdır. Medikal tedaviden beklenen sonuç alınamıyorsa ya da tedaviye rağmen iyileşmiş olan belirtiler zamanla tekrar meydana geliyorsa artık farklı tedavi alternatifleri gündeme gelmelidir. Alfa bloker denilen ilaçlar mesane (idrar kesesi) boynundaki ve prostat içindeki kasları gevşeterek, büyümüş ve yolu tıkayan prostatın gevşemesini ve idrar kanalındaki baskının azaltılmasını sağlar. Ağızdan alınan tablet şeklindeki ilacın etki süresi 24 saat olduğundan devamlı etki sağlamak için günde 1 tablet devamlı alınması gerekir.

5 alfa redüktaz inhibitörleri denilen ilaçlar ise prostatın büyümesinde etki olan aktif testosteron (erkeklik hormonunu) oluşumunu engeller ve prostatın büyümesini engellediği gibi, prostatın ufalmasını da sağlar. Ancak bu ufaltıcı etki 50 gram üzerindeki prostat hacimlerinde belirgindir. Ayrıca ufaltıcı etki için ilacın en az 6 ay süreli kesintisiz kullanılması gereklidir.

Transüretral rezeksiyon (TUR), bipolar enerji ile, plazmakinetik enerji ile ya da monopolar enerji ile uygulanır.

Kronik Prostatit

 

Genellikle prostatit, genç erkeklerin hastalığı olarak bilinir. Ancak epidemiyolojik çalışmalar prostatitin BPH ve prostat kanserinin aksine tüm yaş gruplarında görüldüğünü göstermektedir. Kronik prostatit, erkeklerde, cinsel hayatın aktif hale gelmesiyle birlikte görülmeye başlıyor. 20’li yaşlardan 40-50’li yaşlara kadar erkeklerin yaklaşık yüzde 5’inde bu rahatsızlık görülüyor. 50 yaşın üstündeki erkeklerde de en sık rastlanan üçüncü hastalıktır. Kronik prostatit, idrar yaparken yanma ve sık idrar ihtiyacı gibi yakınmaların yanı sıra, genital bölge ağrılarına da neden olur. Kronik prostatit bulaşıcı değildir, ancak kesin tedavisi çok zor olan ve yıllarca devam edebilen bir hastalıktır.

Kronik prostatit, hastalarda sıklıkla psikolojik sorunlara yol açıyor. Bu nedenle cinsel hayatı da olumsuz yönde etkiler. Kronik prostatiti olan erkeklerin genital bölgelerinde ağrı duyuyor olmaları bu kişilerde iktidarsızlık endişesine de yol açabilmektedir.

Kronik Prostatit Nedir?

 

Prostatit prostatın ve bazen çevreleyen dokunun yangısal hastalığıdır (inflamasyonudur) ve erkeklerin sıkça karşılaştığı bir prostat problemidir. Genital veya üriner problemlerle doktora giden her 10 erkeğin 4’ünde nedenin prostatit olduğu düşünülmektedir.
Tüm sağlıklı erkeklerde bulunan ve üreme için gerekli olan prostat bezi, vücudumuzdaki diğer her organ gibi iltihaplanabilir. Prostat iltihabı ya da bilimsel adıyla prostatit genellikle genç ve üreme çağındaki erkeklerde görülür. Prostatit hastalığı erken dönemde tedavi edilmezse kronikleşmeye çok yatkındır.

Bazı prostat türlerinde bakteri olmadan da prostat iltihabı oluşmaktadır. Prostat iltihabı cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biri değildir. Ergenlik çağından sonra her yaşta ortaya çıkabilen bir durumdur.

Oldukça sık görülen kronik (müzmin) prostatit, belirtilerinin belirgin olmaması ve çoğunlukla da diğer idrar yolları iltihaplarıyla birlikte bulunması nedeniyle teşhisi gözden kaçabilir.

Kronik Prostatit’in Belirtileri Nelerdir?

 

Stres ve psikolojik gerginlik içinde olan insanlarda idrarı tutan kasın çokça kasılması bu hastalığa yakalanma ihtimalini yükseltir. Bununla birlikte uzun yıllar bisiklet ve motosiklet kullanma, sürekli oturarak çalışan bir meslek grubunda olma (uzun yol şöförlüğü vs.) yine bu hastalığın gelişiminde etkili olabilir.

  • Sık idrara çıkma,
  • İdrar yaparken hafif ağrı ve güçlük,
  • Azalmış idrar akımı,
  • Ani sıkışma hissi,
  • Rektum veya bel bölgesinde hafif ağrı,
  • Koitus (ilişki) sırasında rektum ile penis arasında batıcı bir ağrı,
  • Sırtın alt kısmı veya cinsel bölgede ağrı,
  • Ereksiyonun zayıflaması,
  • Cinsel isteğin azalması,
  • Erken boşalma,
  • Ağrılı boşalma,
  • Semende kan görülmesi,
  • Hafif ateş,
  • Kas ağrıları.

 

Prostat İltihabı Tedavisi Nasıldır? 

 

Kronik prostat iltihabı tedavisinde genelde antibiyotik kullanılır. Ortalama 4 hafta boyunca bu antibiyotik tedavisi uygulanır. Hastalık tekrarlar ya da tedaviden sonuç çıkmazsa bu tedavi süresi uzatılabilir. Bunun yanında şişliği ortadan kaldırmak için ilaçlar verilir. Daha sonraları ise idrarın rahat yapılmasını sağlayacak ilaç tedavisi uygulanabilir. Çok nadir durumlarda ise ameliyat uygulanır. Tedavisi zor bir rahatsızlıktır.

Böbrek Taş Hastalığında Endoskopik Tedaviler

 

Perkütan Nefrolitotripsi (PNL)

 

İdrardaki kimyasal tuzların kristalleşmesi ve bu kristallerin birbiriyle birleşmesi sonucu idrar yollarında böbrek taşı ya da taşları meydana gelir. Özellikle böbrek içindeki 2 cm den büyük taşlarda ESWL denilen taş kırma cihazı ile taşın kırılmasında ya da kırıldıktan sonra bu denli büyük taşın idrar kanallarından dökülmesinde hasta açısından sıkıntılar olabilmektedir (örneğin uzun ve tekrarlayan taş kırma seansları, taşın yeterli şekilde kırılmaması, kırılan taşların tam dökülememesi ya da dökülürken ağrı ve böbrekte tıkanmalara yol açması stone street, stein strasse, taş yolu gibi). Amerikan Üroloji Derneği, Avrupa Üroloji Derneği ve Türk Üroloji Derneği’nin yayınladığı taş hastalıkları tanı ve tedavi kılavuzlarında da belirtildiği gibi, böbrek içinde 2 cm’den büyük taşlarda ilk tedavi seçeneği PNL olmalıdır. Diğer yandan böbreğin alt havuzcuğunda kırıldıktan sonra dökülmesi, yer çekimi nedeniyle, zor olacak hastalar da bile PNL bir tedavi önerisi olarak hasta ile konuşulmalıdır.

PNL yöntemi ile taş tedavisi uzun yıllardır birçok hastaya tüm dünyada uygulanmakta olan bir cerrahi tedavidir. Böbrek taşı olan hastaların hemen hemen büyük bir bölümünde artık açık cerrahi ile taş tedavisinin yerini almış güvenilir bir yöntemdir. Yaklaşık olarak, hastanın hazırlanması ve genel anesteziden uyanması dahil, cerrahi 2-4 saat arasında sürmektedir. PNL yöntemi ile taş tedavisi bel bölgesinde cilde açılan 1-1.5 cm. büyüklüğündeki bir delikten gerçekleştirilmektedir. Girişim sonrası, ameliyatın gerçekleştirildiği delikten böbreğe ince bir sonda (nefrostomi tüpü) yerleştirilir ve ameliyat sonrası hızlı iyileşme için 1-2 gün bekletilir. PNL sonrasında ameliyata bağlı ağrı oldukça kısa süreli ve az olup, hastanede kalma süresi ve günlük aktivitelere ve işe dönme süresi açık cerrahiye göre anlamlı şekilde kısadır. Genellikle nefrostomi tüpü ameliyattan sonraki 1. ya da 2. günde çıkartılır ve delikten ıslatmanın kesildiği birkaç saat gözlendikten sonra hasta çıkartılır. Açık taş ameliyatında yapılan cerrahi kesiye göre anlamlı derecede kozmetik avantaj da sağlanmaktadır.

 

Fleksibl Üreterorenoskopi (RİRC, Retrograd İntra Renal Cerrahi)

 

İngilizce “Flexible” kelimesi kıvrılabilir, bükülebilir anlamına gelmektedir. Üreter, böbrekte oluşan idrarı böbrek havuzundan (pelvis) idrar torbasına taşıyan ince kanala denilmektedir. Üreter sağ ve soldaki böbrekte olmak üzere iki tanededir. Endoskopi kelimesi yine İngilizce dilinde “Endoscopy” kelimesinden vücut içindeki bir organa teleskop vasıtasıyla bakma, gözleme anlamına gelmektedir. Bu üç kelimenin birleşmesinden oluşan “ Fleksibl Üreterorenoskopi “ Kıvrılabilen çok ince bir teleskop vasıtasıyla, vücuda hiçbir delik açmadan, idrar kanalından üreter ve böbrek içine girilmesi ve buradaki taş ya da tümörün lazer yoluyla kırılması ya da alınmasını içermektedir.

Kıvrılabilen fleksibl üreteroskoplar genellikle 8-10 Ch denilen (3.-3.5 mm) çap kalınlığındadır. İçinde optik mercekler ya da dijital kamera kabloları ile taşın kırılması ve alınması içinde kullanılan çok ince çalışma kanalı mevcuttur. Böbreğin içindeki taşları rahatlıkla, ince çalışma kanalından geçen lazer kablo sistemi ile kırabilmekte ve kırılmış büyük (4-5 mm lik taş parçaları bu incelikteki bir çalışmada büyük olarak kabul edilmektedir) basket yöntemi ile almaktayız . Burada 3 mm ve altındaki taş kırıntıları toplanmaz ve ağrısız şekilde rahatlıkla düşürülebilirler.

 

Prostat Kanserinde Erken Teşhis İmkanları

 

Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, o kadar iyi tedavi edilebilir. Teşhis anında kanser sadece prostatta sınırlı ise, kanser hastalığından tamamen iyileşme şansı çok yüksektir. Bu nedenle hiçbir işeme şikayeti olmasa bile erkeklerin 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat kanseri değerlendirmesi açısından doktora başvurması önerilmektedir. Amaç hastalığın prostatın içinde sınırlı iken, yani hiçbir klinik belirtisinin olmadığı dönemde tespit edilmesidir. Bu aşamada elimizde iki basit ve az ağrı verici muayene metodu vardır. Prostat muayenesi ve kanda PSA denilen bir maddenin ölçümü PSA (Prostat Spesifik Antijen) prostat kanserine özel bir madde değildir. PSA maddesi prostatın salgı bezlerinden salgılanır ve kanda da belirli bir seviyede bulunur. PSA’nın düşük olması o kişide kesin olarak prostat kanseri olmadığını göstermeyeceği gibi, yüksek olması da kesin bir şekilde kanser varlığının habercisi değildir. Ancak PSA değeri prostat kanseri konusunda bize parmakla prostat muayenesini birlikte hastayı değerlendirmemizi ve prostat kanseri olasılığını göstermesi açısından önemlidir.

PSA sadece kanserli durumda değil, iyi huylu prostat büyümesinde de kanda yükselebilir. Ayrıca prostat üzerinde tahrişe yol açabilen prostat iltihabı, idrar yolu infeksiyonu, prostat taşı, idrar yolundan sonda takılması da kanda PSA yükselmesine neden olabilir.

Parmakla muayenede, son bağırsaktan (rektum) prostat bezi kolayca hissedilebilir ve yüzeydeki küçük düzensizlikler bile bu suretle fark edilebilir. Özelikle sert alanların parmakla hissedilmesi kanser şüphesi anlamındadır. Habis kötü cins tümörler genellikle organın bu yüzeyinde oluştuğundan, bu parmakla rektal prostat muayene metoduyla, en azından yüzeysel oluşan kanserlerin erken teşhisi, fazla ağrı verici olmayan bir şekilde mümkündür.

Şayet doktorunuz parmakla rektal prostat muayenesinde bir sert alan varlığı tespit ederse PSA ne olursa olsun prostattan iğne biyopsisi önerecektir. Ayrıca prostat muayenesinde bir şüphe olmasa bile PSA test neticesi anormal ise yine prostattan iğne ile doku biyopsisinin alınması gerekli görülecektir.

Mesane Kanseri

 

Mesane (idrar kesesi) kanseri, mesanenin duvarını yapan dokularda kaynaklanan kötü huylu tümör (kanser) hücrelerinin oluşumudur.
Mesane kanserinin gelişim olasılığını arttıran risk faktörleri sırasıyla aşağıda belirtilmiştir;

  • Sigara kullanımı,
  • Tekstil, boya ve lastik sanayisinde kimyasal maddelerle, korumasız bir şekilde, karşı karşıya kalmak,
  • Yağlı ve kızarmış yiyeceklerin aşırı tüketimi,
  • İleri yaşta, erkek ve beyaz ırk,
  • Özellikle idrar kesesini etkileyen parazitik idrar yolu infeksiyonları.

Mesane Kanserinde Klinik Belirtiler Neler Olabilir?

 

Mesane kanserinde en sık karşımıza çıkan ilk belirti idrarın kanlı gelmesi ya da ağrılı idrar yapılmasıdır. Bu ve aşağıda belirtilen diğer belirtilerin nedeni mesane kanseri varlığı olabilir. Bu belirtileri diğer bazı hastalıklar da yapabilir. Bu nedenle bu tip belirtilerle karşılaşıldığında bir hekim ile görüşülmesi gerekir.

Mesane Kanserinin Tanısında Kullanılabilecek Tanısal Yöntemler

 

  • Fizik muayene,
  • Ultrasonografi,
  • İdrar analizi (tam idrar tahlili),
  • İdrarın sitolojik değerlendirilmesi; alınan idrar örneğinin mikroskop altında değerlendirilerek, anormal hücrelerin varlığının araştırılmasıdır,
  • İntravenöz pyelografi (İVP); damardan verilenve böbreklerden atılan kontrast maddenin, böbrekteki idrar toplayıcı sistemini, üreter denilen idrar kanalını ve mesaneyi doldurarak değerlendirilmesidir.

Mesane Kanseri Değerlendirmesi

 

Bilgisayarlı tomografi (BT): Damardan verilen kontrast maddeden önce ve sonrasında böbrek ve mesanenin kanser varlığı açısından detaylı değerlendirilmesi yanında ve etraf dokulara kanserin sirayet edip etmediğinin anlaşılması konusunda fikir verir. Diğer yandan son dönemde hastalarımızın kanser açısından Evrelendirmesinde PET-CT de kullanılmaktadır.

Sistoskopi

 

Işık ve optik sistemi olan bir uzun ince teleskop yardımıyla idrar kanalından girerek, idrar kanalını ve mesane içini direkt görerek değerlendirme işlemidir. Kadınalar da bu işlem hiçbir anesteziyi gerektirmez iken, erkeklerde idrar kanalının içine verilen bir anestezik ile lokal anestezi altında rahatlıkla sistoskopi yapılır. Bu işlem sırasında tümör şüpheli olan alanlardan ufak biyopsi alıma gereçleriyle de biyopsi örneği alınabilmektedir. Bu biyopsi örneklerinin patolojik olarak değerlendirilmesi kesin tanı koydurucudur. Ancak sistoskopik görüntüde de mesane tümörü hakkında değerli bilgi edinilir.

Mesane Kanserinde Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

 

Mesane kanseri olan hastalar için birçok tedavi seçeneği söz konusudur. Bazı tedavi yöntemleri halen daha klinikte tedavi amacıyla kullanılan standartlaşmış tedaviler iken, bazı tedaviler klinik uygulamaları için değerlendirme ve araştırma aşamasındadır. Günümüzde mesane kanserinde dört tip standart tedavi seçeneği söz konusudur.

  • Cerrahi,
  • Radyoterapi (Işın tedavisi),
  • Kemoterapi (İlaç tedavisi,
  • Biyolojik Tedavi.

Cerrahi

 

Burada sözü edilen cerrahi yöntemlerden biri hastalığın evresindeki duruma göre uygulanabilir.

Transüretral Tümör Rezeksiyonu(TUR)

Üretra denilen idrar kanalından mesane içine yerleştirilen endoskop (ışıklı ve optik sistemi olan ince uzun cihaz) ile bu endoskopun ucunda yer alan ve elektirik enerjisi ile dokuyu kesen ve kanama kontrolünü yapan sistem ile mesane içindeki tümörün kazınmasıdır.

Radikal Sistektomi

 

Kanseri içinde barındıran mesanenin ve mesane etrafındaki ak kan bezlerinin açık cerrahi yoldan çıkartılmasıdır. Bu radikal sistektomi tedavisi;

  • Mesanede yüzeysel ancak agresif ilerleme potansiyeli olan,
  • Yüzeysel ancak geniş ya da mesanenin kas tabakalarına ilerlemiş kanser olgularında kür (tam tedavi) sağlamak uygulanır.

Mesane çıkartıldıktan sonra ameliyatı yapan hekimin tercihine ve hastanın durumuna göre kısa bir bağırsak bölümünden yapay mesane yapılarak idrar kanalına bağlanabilir. Biz buna “Ortotopik Yeni Mesane” demekteyiz. Hastalar bu ameliyat ile torba takmaksızın, normal yoldan idrar fonksiyonlarını yerine getirebilmektedir.

Mesaneyi aşmış durumlarında da radikal sistektomi, kanser hücrelerinin tamamı çıkartılmasa bile, mesanedeki şikayetleri (kanama, idrar yapamama, idrar yollarında tıkanma gibi) nedeniyle hastayı rahatlatmak için de yapılabilir. Bu hastalığı tümüyle vücuttan uzaklaştırmak amacıyla değil, sadece hastaya kanserin mesanedeki durumu nedeniyle ek sorun çıkartmaması için yapılmaktadır. Buna “Salvage Sistektomi” denir.

 

Parsiyel Sistektomi

 

Mesane kanseri olan bölümün çıkartılmasıdır. Bu cerrahi yöntem çok sınırlı hasta grubunda uygulanabilir. (Örnek: düşük ilerleme potansiyeli olan, mesane duvarına ilerlemiş ve çok küçük bir alanda sınırlı tümörlerde). Zira mesanenin bir bölümü çıkartıldıktan sonra, diğer mesane kısmı ile hasta normal idrar yapma fonksiyonuna devam edebilir.

Özellikle TUR ameliyatı sonrasında, mesane içindeki tümörlü dokunun tamamen kazınmış olduğu düşünülse bile, mesane içine belirli aralıklarla uygulanan kemoterapi ya da immünoterapi ile kanserin tekrar etme olasılığı en aza indirilir. Zira eski tümör alanından ya da kenarından olduğu kadar, mesanenin başka bir yerinden de ileri de mesane kanseri gelişimi söz konusu olabilir. Mesane uygulanan bu bölgesel tedavide, en az yan etki ile bu olasılık azaltılmaktadır.

TUR sonrası patoloji değerlendirme sonucu göre yüzeyel olan mesane kanserlerinde kanserin yeniden gelişimini (nüks etmesini) azaltmak amacıyla mesane içine 6 hafta boyunca haftada bir her birinde 2 saat ilaç mesane içinde kalacak şekilde BCG ya da Mitomyci C gibi ilaçlar verilmektedir.

Biyolojik Tedavi

 

Mesane kanserine karşı vücudun daha aktif şekilde savaşabilmesi için immün sistemi (bağışıklı sistemini) aktive ederek kanserli hücrelere karşı etki eden tedavi anlaşılmaktadır.

TUR sonrası mesane içine verilen BCG verem aşısı tedavisinde bu amaçlanmaktadır.

Böbrek Kanseri

 

Böbrek kanseri de denilen adenokarsinom, küçük idrar kanalcıklarından (tübül) kaynaklanırken, böbrekteki havuz ve üreter kanalından kaynaklanan değişici epitel hücreli kanser adı verilen farklı bir formu da gelişebilir.

Böbrek kanserinde en sık karşımıza çıkan klinik belirti idrarda kanama ve karında ele gelen sert kitledir. Erken evredeki böbrek kanserlerinde genellikle hiçbir belirti olmamaktadır. Ve bu hastalar genelde başka nedenlerle yapılan ultrasonografi ya da radyolojik tetkikler sırasında rastlantısal olarak tanınır.

Aşağıdaki Bu Belirtilerde Böbrek Tümörü Yönünden Değerlendirme Gereklidir;

 

  • İdrarda kanama,
  • Karında ele gelen sert kitle,
  • Böbrekte uzun süreli ve geçmeyen ağrı,
  • İştah kaybı,
  • Kilo kaybı,
  • Kansızlık (anemi).

Böbrek kanserinin teşhisinde ve değerlendirilmesinde batın ve böbreklerin incelenmesi gereklidir. Günümüzde erken tanı yöntemleri sayesinde artık böbrek tümörleri çok erken ve ufak çapta iken yakalanabilmektedir. Bu nedenle böbreğin maksimal derecede korunduğu ve sadece kanserli dokunun çıkartıldığı “Parsiyel Nefrektomi” giderek önem kazanmıştır.

Testis Kanseri

 

Testis kanseri nadir görülen bir tümör çeşidi olmakla beraber, 20-35 yaş arasındaki erkeklerde en sık rastlanan kanserdir. Testis kanser gelişiminde risk faktörü olan durumlar söz konusudur.

  • İnmemiş testis hikayesi bulunması,
  • Kötü gelişim göstermiş testis yapısı,
  • Ailede testis kanseri hikayesinin olması,
  • Klinefelter sendromu,
  • Beyaz ırk.

Testis kanserinin en sık karşılaşılan belirtileri içinde testis torbasında sert şişlik ve rahatsılık hissi yer alır. Bu söz edilen belirtiler gibi diğer başka belirtiler de testis kanserinin klinik belirtisi olarak karşımıza çıkabilir. Ancak unutulmaması gereken, başka bazı hastalıklar da benzer klinik belirtileri yapabilir. Aşağıdaki belirtiler varsa beklemeksizin doktorunuzla mutlaka görüşmelisiniz;

  • Testiste (yumurtada) ağrısız şişlik,
  • Testisin normal hissinde değişiklik,
  • Göbekaltı karın bölgesinde ya da kasıkta künt ağrı,
  • Testislerin olduğu torbada (skrotumda) ani sıvı birikimi,
  • Testiste rahatsızlık hissi,
  • Testis kanseri tanısının konmasında testisin muayenesi ve bazı kan testleri kullanılır,
  • Aşağıda sayılan testlerin tümü ya da bir bölümü testis kanseri tanısında kullanılabilir.

Fizik Muayene Ve Hikaye 

 

Hastanın mutlaka genel muayenesinin yapılması, (özellikle batında ele gelen kitle var mı?) gereklidir. Bunun yanında her iki testis sırasıyla dikkatli şekilde muayene edilmelidir. Bu muayenede testiste ele gelen kitlenin genel yapısı (sert mi, sınırları düzensiz mi? yaklaşık ebadları? Testis içindeki hangi lokalizasyonda olduğu?) değerlendirilir.

Ultrasonografi

 

Bu değerlendirme ile hastaya herhangi bir ek morbidite getirmeden testisin içyapısı, kitlenin özellikleri ve ebatları, Doppler ultrasonografi yapılıyorsa tümörün damarlanma özellikleri değerlendirilir.

Serum tümör markerleri

 

Testis kanserinde, kanser hücreleri tarafından kana salgılanan bazı maddelerin (marker) serumdaki düzeylerinin ölçümü yapılır. Testis kanserinin aranmasında 3 tane tümör marker söz konusudur. Alfa-feto protein (AFP), beta-human chorionic gonadotropin (beta-HCG), laktat dehidrojenaz (LDH) Bu maddelerin radikal orşiektomi (testisin alınması) öncesinde mutlaka bakılmış olması gerekir.

 

Bizimle iletişime geçin

Türkiye’de kendi ülkenizde gibi hissetmeniz için gerekli tüm rahatlığı ve konforu sağlıyoruz.

    Uzman ve deneyimli hekimler ileÜcretsiz danışmanlık